Anlayamadım

Olmayınca olmuyor demek ki.
Acaba çok mu hızlı atıyordu bu kalp, yoksa duruyor muydu onu görünce!
Ölecek gibi oluyordum...
Oysa kalbimin hiç bu kadar hızlı çarptığını bilmezdim, yirmi dört yıllık belleğimde böyle bir bilgiye rastlamadım.
Hiç kimsenin ayıplamayacağını bilsem bağıra bağıra ağlardım şimdi.
Umutların gerçek olmaması bir insanı bu kadar üzebilir miydi? Oysa çok büyük umutlarım da yoktu, azla yetinmeyi bilen biriydim. Sadece hiç ile yetinmeyi bilemedim. Kabullensem öğrenirdim belki ama yediremezdim...

Ne zaman bir şeye inansam olmadı, çok isteyince oluyordu hani?
Okuduğum kitaplara göre sadece karar vermek gerekiyordu, olmasını istediğin şeye... Kararlıydım oysa!
Su bile akacağı yolu kendisi belirliyorken benim kararlarım çok gereksiz kalıyordu. Belki de engeller, engebeler belirliyordu bu yolu. Onlar yönlendiriyordu belki de.
Engelleri hiç sevmedim ben. Aşmaya çalıştıkça daha büyükleri çıktı, baş edemedim.

Söylemek istediklerimi avazım çıktığı kadar sustum. Sessiz çığlıklar vardı hep içimde. Sadece içimdeki 'ben'e anlattım derdimi, kendime en yakın 'ben'dim, bu yüzdendir ki yaşadıklarımı BEN'den başka kimse bilemez...
Kafamdaki hiçbir mantıklı düşünce açıklayamadı insanların vicdansızlığını. İyi neye göre iyiydi ve bu kadar gereksizken kötü neden vardı? Hiç anlamadım...
Mutlu olabilmek için onca sebep varken, hüznün ne işi vardı?
Ya da biri mutluyken diğerinin buna üzülmesi miydi mutluluğu paylaşmak. Paylaştıkça artıyordu hani, öğrenememiş miydim bunca yıl...
Yanlış şeyler mi istemiştim mutlu olmak için, yoksa tecrübe olsun diye miydi bu kötü hüzünler. İnsanı büyüten tecrübelerse eğer, hepsi olumsuz mu olmalıydı. İyi niyetlerin suistimal mi edilmesi gerekiyordu bu kurala göre, yoksa iyi olmamak mı gerekiyordu?
 
Gerçek sevgi nasıl olmalıydı? Sevgi, saygı, iyi niyet, fedakârlık ve ilginin yanı sıra neydi eksik olan? Başka neler yapmak gerekiyordu, kendini bile ondan daha az düşünüyorken. Dünyayı onun etrafında döndürüyorken, birdenbire onun yok olmasının verdiği boşluk... Çok ağırdı taşıyamadım.
Sevmek, inanmak ve alışmak kolay değilken, bu boşluk uçurum gibiydi. İnsan alışmak istemiyor kabullenemediği bu duruma.
Nedenlerini hiçbir mantıklı düşünce cevaplamıyor.  “Hayırlısı olsun”dan başka hiçbir cümle teselli etmiyor insanı. O da umudun verdiği bir şey.
Yeni umutlara da yeltenemiyorsun “ya olmazsa!”diye. Ne zaman mutlu olsan üzüleceğinden korkuyorsun. Mutluluktan korkuyorsun, mutsuz olacağından.
Dönen dünyayı gülümseyen bir yüzle karşılıyorken, o dünyanın yok olması gerçeğiyle karşı karşıya kalmak sarsıyor insanı.
Bundan sonra dilek dilemek yok, umut yok, geleceğe dair inanmak ve bağışlamak yok! Depremleri tekrar yaşayıp sarsılmamak için, sadece mutlu olabilmek için dimdik ayakta durmak var...

   Neslihan SAĞIR
   19.01.2009

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Dosthane Kalemler

Libasa Dair
hasibealkan

Anlayamadım
neslihan

----
neslihan

Yazar Ön Bilgi
 Yazarın profilini görüntüle. Yazar şu an Offline
 Yazarın profili 16 kişi tarafından görüntülendi. Hit : 16
Yazara E-Posta Gönder


Yazarın Son Ekledikleri

 Yazarın toplam 4 yazısı bulunuyor. Tüm yazılarını görmek için tıklayın. Tüm Yazıları (4)